halleluyeah

Başlangıç » sosyolojik » Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Bizim Büyük Çaresizliğimiz

separation[1]

Laiklik, Fransa’ya ait bir terim olup Türkiye’de de uygulama alanı bulmuştur.

Sekülerizm veya laiklik gibi kavramlar –kavram olarak eski olsalar da– aydınlanma dönemiyle  birlikte anılırlar. Türkiye’de neden laikliğin aptal bir formunun uygulandığını ve toplumun neden bu durumu sindiremediğini anlamak için sekülerizmin ortaya çıkışını iyi irdelemek gerekir. Bu aslında üzerine yüzlerce kitap yazılmış bir konu fakat kısa bir yazıda genel bir fikir vermesi açısından irdelenmeli.

Roma İmparatorluğunun dağılması sonrası Avrupa’da ortaya çıkan toprak ağalarının, derebeylerinin dönemi, burjuvanın ortaya çıkışıyla bitti. Bunun din ile ilişkisini de vurgulayarak açalım: Orta çağın karanlık Avrupa’sında dinin öneminin bu kadar büyük olmasının bir nedeni vardı: Din ile Feodallerin işbirliği. Feodaller topraklara sahiptiler, köylüleri karın tokluğunun da altına çalıştırıyorlardı; Dini Aristokrasi ise köylüleri bu çalışmalarının karşılığını sonraki bir yaşamda –cennette- alacaklarını söyleyerek sakinleştiriyor, öfkelerini alıyordu. (Din toplumların afyonudur sözü buna işaret eder) Dikkat edilirse, bütün ibrahimi dinlerde itaatin tanrı katında ne kadar iyi bir davranış olduğuna dair referanslar bulunabilir. Dini Aristokrasi, bu hizmetinin karşılığında zaman zaman toprak, genelde zenginlik ve özgürlük elde ediyordu. İşte bu durum, burjuvanın tarih sahnesine çıkışıyla bitmiştir. Burjuva, toprak para şan ve şöhret hırsıyla dolu olduğundan Feodalleri kendine düşman belledi. Aslında bu kararının arkasında, burjuvanın her çağda geçmişe duyduğu nefretin ve değişim yanlısı oluşunun da etkisi var ama bu biraz derin bir mevzu şimdilik bu kadarı yeterli.

Reformun en önemli nedeni burjuvadır. Yüzyıllar boyunca dinin ve feodalitenin emri altında yaşayan köylü elbette ki bir anda dinin ne kadar kötü olduğuna öylesine hükmetmedi. Burjuva, feodallerin uşağı olarak gördüğü ve büyük bir zenginliği elinde tutan dine savaş açtı. Bu savaş daha sonra adını reform, aydınlanma, sekülerizm, din ve devlet işlerinin ayrılması vs gibi isimlerle duyuracaktı.

Kısa bir şekilde özetlediğim bu süreç sonucunda, bugün sekülerizm dediğimiz olgu gerçek manasıyla oluştu. Özgürlüğe giden yolda; krala, derebeyine, dine ve bütün otoriteye karşı burjuva ile birlikte yürüyen halk, sekülerizmi kendisi elde etti. 2 paragraf önce Türkiye’de neden sekülerizmin aptal bir formunun uygulandığını ve neden halkın bunu sindiremediğini sormuştum. Cevap bu tarihsel süreçte yatıyor. Türkiye, bu tarihsel dönüşümü geçirmemiştir. Türkiye’de merkezi yönetim yani padişah, yerel yönetimler yani derebeyleri feodaller ve ağalarla işbirliğine gitmiş, halkı ne köle statüsünde çalıştırmış ne de burjuvalaşmalarına imkan tanımıştır. Zenginleri çok güçlenince II. Mahmud örneğinde görülebileceği gibi “ayan”larının hepsini bir kerede öldürtmüştür. Aynı şekilde asil sınıfını da daha imparatorluğun başlangıç yıllarında  yoketmiştir (bunun en iyi örneği Fatih’in o dönemde Osmanlı’dan zengin olan Çandarlı Sülalesini ve onun mallarını bir anda hanedana katmasıdır). Dolayısıyla bizim “milli” burjuva sınıfı, ancak cumhuriyet dönemiyle suni bir şekilde oluşturulmuştur. Bütün millileştirme politikaları, yahudilere trakyada yapılanlar, rum pogromu, hepsi aslında milli burjuvanın oluşması için yapılan bir planın bilinçli-bilinçsiz ayaklarını oluşturmuşlardır.

Dolayısıyla laiklik, olması gerektiği gibi burjuvanın kazanımı olarak değil, ileri görüşlü liderlerin bir gayesi sonucunda devlet yönetimine girmiştir. Bu sebepten de halka inememiştir.

Biz toplum olarak laikliği elde etmedik –ki hala böyle bir isteğimiz olduğu söylenemez-, fakat laikliği sindiremememizin tek sebebi bu değil. İslam toplumsal alana müdahale eder. Aslında bütün dinler toplumsal alana müdahale eder fakat İslamın kendine has bir özelliği var: Mutlaklık ve Keskinlik. Diğer İbrahimi dinler mitolojik-belirsiz bir geçmişe sahip iken İslam, son derece keskin çizgilerle 1400 sene önce gönderdiği kanunlarla bugünü idare edebileceğini iddia etmektedir.

(Ali Şeriati’nin Tahran’da verdiği derslerden derlenen “Dinler Tarihi” kitabını bu konuyu araştırmak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyorum. Her ne kadar Şeriati’nin fikirleri İslam temelli olsa da kendisi oldukça iyi bir sosyologdur ve aydınlanma sürecini çok iyi analiz edebilmiştir.)


1 Yorum

  1. […] benim çıkardığım anlam; daha önce de belirttiğim üzere, Türkiye’nin dertlerinin yasa anayasa düzeyinin çok çok üstünde olduğudur. Bu bir […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: