halleluyeah

Başlangıç » din » Cinsel Kültürümüzün Doğal Seçilim Ekseninde Yorumlanması

Cinsel Kültürümüzün Doğal Seçilim Ekseninde Yorumlanması

Doğal seçilim, evrim teorisinin temelinde bilimsel bir mekanizma ve temel amacı biyolojideki canlılar arası farklılaşmaları açıklayabilmek. Bu açıdan doğal seçilim bilimsel bir anlam taşıyor.Aynı şekilde tür içi rekabet faktörlerinden biri olarak cinsel seçilimi[1] de kullanıyoruz. Fakat bir kültürün belirli bir parçasını, öznel değerlendirmeler ile açıklamaya çalışırken, burada yapmaya çalıştığımız açıklama ya da kullandığımız yöntem bilimsel olmuyor. Olsa olsa bilimsel gerçek temelli, felsefi ya da sosyolojik yorumlamalar diyebiliriz bunlara.

Doğal seçilim mekanizmasını çok kısa özetlemek gerekirse, ortam şartlarına uygun özellikleri eleyen, törpüleyen ve canlılarda değişime yol açan bir sistem. Yavaş çalışıyor, mükemmel değil fakat işlevsel bir sistem.

pucker-up_1868091iEvrim haritasına göre, yakın akrabalarımızın cinsel hayat rutinlerine bakarsak, bize benzer fakat birbirine zıt davranışlar görebilmek mümkün. Kendilerince basit aletler yapmaya kadar işi götüren bonobolar cinsel hayatlarını namus kavramından uzak olarak çok eşli bir şekilde yürütürken, diğer tarafta gibbonlar tek eşli, dişilerini ve çocuklarını korumaya yönelik davranışlar gösteriyorlar.[2]Yani evrimsel açıdan bakıldığında iki tarafa da yönlenmiş cinsel gruplar var. Buna bağlı olarak hangi türlerin, hangi sebeplerle, hangi eğilimlere sahip oldukları da tartışılabilecek bir konu. Ancak şu an üzerine düşünmek istediğim konu bu değil.

Elimizdeki verileri çeşitli şekillerde karşılaştırarak bir canlı türünün tek eşliliğe mi çok eşliliğe mi yakın durduğunu çıkarabiliyoruz. Penis boyutunun vücut büyüklüğüne oranı, testislerin boyutunun vücut büyüklüğüne oranı, üreme organlarının vücudun neresinde konumlandığı bilgisi, canlının üreme sistemindeki çeşitli adaptasyonlar ve mekanizmalar bunlara örnek verilebilir. Konuyu çok fazla dallandırıp budaklandırmamak adına detaylara girmiyorum fakat homo sapiens için yapılan ölçümlerin, çok eşliliğe daha yakın olduğu tarafında çıktığını söyleyebiliriz.[3]

İnsanların çok eşliliğe yakın olması ne anlama geliyor? Sadece insanların doğası bu, buna yönelmeliler gibi bir basit anlam taşımıyor. Hatta çelişkilere başladığımız nokta burası. Geri dönersek, insanların çok eşliliğe yakın olduğu gerçeğini, buna göre evrildiğini gösteren kanıtlar sayesinde iddia ettik. Yani insan hem bedensel şartlarını hem de homeostasisini buna göre kurmuş durumda.

edward wilsonDoğal seçilimin, başta da söylediğimiz gibi canlının ortama daha uygun hale evrilmesi ile ilgili bir işlevi var. Aynı zamanda uygun olmayanları[4] da eleme işini görüyor. Peki doğal seçilim bunları yaparken, kapalı bir sistem mi yaratıyor? Açalım, doğal seçilimle yontulan bir habitatta, canlıların davranışları da yontuluyor mu? Canlıların uzun vadede kendi faydalarını sağlayacak şekilde davranmaya başladıklarının emarelerini görmemiz gerekiyor mu? Evet gerekiyor, büyük çoğunlukla görüyoruz zaten, konunun bu aşamasına yönelik detaylar için sosyobiyoloji ve Edward Osborne Wilson desek yeterli olur sanıyorum. İnsanla ilgili sıkıntının başladığı yere geldik.

Antropolojik olarak bir çalışma varsa detaylarını bilmiyorum, bu sebepten insanların ilk zamanındaki cinsel tercihlerine yönelik bir yorumlamaya girişmeyeceğim.[5] Medeniyetlerin kurulma aşamasına geldiğimizde de, başka bir ihtiyacın karşılanmaya başladığını görüyoruz insanlarda, inançtan bahsediyorum. İnanç, çeşitli sebeplerle insanın ihtiyacı ve dünyayı yorumlama biçimi. Bu noktada sıkıntı yok. İlk gördüğümüz dini yapının farklı bir şeye evrilmesi ile sorun başlıyor. İlk gördüğümüz dini yapılar ilk önce insanın varlığını açıklamayı amaç ediniyor yani varlık sorununa ucuz felsefi çözümlemeler yapıyor ve bunun yanında insanların dayanışma halinde davranması, tarım ve tarım araçlarına muazzam bir özen göstermek, insan kurban etmek(??) gibi kolektif yararların üzerinde duruyor. Yani insanın içindeki inanç boşluğunu dolduruyor, bunun yanında bir toplumsal yazısız kurallar bütünü oluşturuyor.

Gelişen semavi dinlerin temel niteliği, hayata dair koydukları muazzam yargılar. Yahudilerin Roş Aşana’da çalışamaması, Hristiyanların evlenmeden önce cinsel ilişki yaşayamaması, İslam’ın domuz etini haram kılması gibi, inancın gerekliliği kısmından çıkan ve sosyal hayata müdahale eden bir polise döndüğü kısımlar. Tek tek tüm sosyal hayata dair dini yargıları bu eksende inceleyebiliriz, ama şu an cinsel yargılara bakalım. İnsanı evlenme adı verilen bir sosyal protokole iten ve bu şart gerçekleşmeden cinsel ilişkileri sekteye uğratan yargılara sahip bir yapı, çok eşliliğe eğimli insanlarda nasıl evrildi?[6] Burada şundan bahsetmek önemli, din yargısı harem çok eşliliği sunarken insanlara, toplumdaki tipten çok farklı bir şey sunmadı. Din yargı koyduğu sırada “Bir ara kahve içer miyiz?” ilişkileri değil, sadece bir erkek-on kadınlı harem ilişkileri vardı, bunu sınırlamaktan farklı bir şey getirmedi din. İlk çok eşlilik yargımızın sınırlarını düşünürsek, toplumsal yaşamın doğadaki saf çok eşliliği yok ettiğini söylemek mümkün. İlk sorulması gereken soru bu, toplumsal yaşam neden saf çok eşliliği bozuyor?

Din, sosyal yaşamı ve yazının özelinde devam edersek cinsel yaşamı sınırlayıcı yargılar koyuyor ve günümüze kadar korunan dinleri düşündüğümüzde, kendi dönemlerinden çok farklı, çok uzak yargılar koymamışlar. Aynı zamanda bu dinler, inanç ihtiyacı, kültürel değişimler ve baskılar gibi bir sürü sebeplerle dünyanın çok büyük bir kısmına egemen de oldular. İkinci aşamaya gelirsek, dünya üzerindeki toplumsal hayatta bu semavi dinlerin çıkış tarihinden bu yana, kimsenin tahmin edemeyeceği bir paradigma değişimi oldu. İnsanların sosyal hayatındaki bu evrim, dünya üzerindeki herhangi bir sosyal ya da biyolojik evrimden çok daha hızlı gerçekleşti. Bu değişim sırasında ise eski dinlerden, yazısız kurallarımızdan ve düzenlerimizden kalan kuralların da bir kısmını koruduk, eleyemedik. Ve cinsel kültürümüz, dinlerimizin oluştuğu dönemdeki alışkanlıklar ve evrimsel olarak bize miras gelen alışkanlıklarımız arasında çelişkiler oluştu. Toplumsal hayatta kadın ve erkekler arasında hak eşitliği yarattık, buna bağlı olarak dinlerin biçtiği harem formatı cinsel ilişkiler meşruluğunu yitirdi ya da ilk zamanlardaki seks kölesi kadın formatından çok farklı bir yere gittik.

Evrimsel olarak türümüze miras bırakılan cinsel kültür geleneği, arkasından toplumsal faydaları sebebiyle oluştuğunu tahmin edebileceğimiz dinlerin bu konuya dair yaptığı baskılamalar ve günümüzde vardığımız nokta arasında bir çelişki var. Peki bu çelişki neleri doğurdu? Birincisi, biyolojik olarak elimizdekini reddeder bir hale geldik, cinsel kültürümüz sebebiyle yaşanan psikolojik sorunları oluşturduk. Bilinç altımızdaki kadının zayıf ve seks kölesi imajının 21.yy hortlamalarına şahit olduk. Cinsel hayatındaki eski geleneklerini korumayan erkek türünün, hayatın geri kalanında bunun sosyal bozukluklarını yansıttığına şahit olduk.  İkincisi, dinin toplumsal etkinliğini koruması sebebi ile, bilinç altımızdaki kadının zayıflığı ve ataerkil düzen kafalarımızda devam etti. Erkek dediğin aldatır isimli eş ilişkisini tek taraflı yorumlayan hastalıklı zihniyetin altına kaynak olarak farkında olmadan dini yargıları yerleştirdik. Toplumsal açıdan da, erkeği kadının üzerinde konumlandırarak, iki tarafı birbirine düşman ettik. Bir diğeri, günümüzdeki kalkan seks kölesi imajı ve cinsiyetler arası kutuplaşmalar sebebiyle bir soğuk savaş yarattık. Cinsel ilişki yaşama imkanını kadınların eline bir silah olarak verdik, ve modern bir seks savaşı yarattık. Psikolojik sorunlar taşıyan bir cinsel seçilim sürecine geri döndük. Cinsel seçilim sürecimizi tıpkı renkli tüylere sahip tavus kuşu kavgaları gibi araba anahtarları, saç stilleri, içki şişeleri[7] gibi alt başlıkların altına taşıdık. “Ben sana cinsel yaşam vereceğim, sen beni koru” kodlu mutualist durumu, sosyal hayatımıza yedirdik. Üstelik bu mutualist durumun üzerine sahte bir kadın-erkek eşitliği tiyatrosu oynadık. Mutlu olduğunu iddia eden, ahlaklı olduğunu iddia eden, temiz olduğunu iddia eden, hayata karşı duruşu olduğunu iddia eden bozuk bir ilişki yarattık. Tüm dünyayı değiştirdiğini iddia eden insanlar olarak, cinsel seçilim kavgasına portakal soslu ördek ve kırmızı şarapla donatılmış sahte bir kamuflaj giydirebildik ve kendimizi kandırdık.

Çözüm nedir? Çözüm aslında varmış gibi gözükmüyor, cinsel seçilim tabii ki çalışan ve kodlarımıza işlenmiş biyolojik bir mekanizma. Sorunun bu aşamasında ataerkil toplum düzeninin, kadınların bu düzene karşı silahlanmasının, modern dünyanın mesajlarının bilinç altımızdaki mesajlarla çelişmesinin önemi büyük. Bu saydığımız faktörler kolaylıkla değişebilecekmiş gibi de gözükmüyor.

Sizin de, özellikle buraya kadar okuduysanız görüşlerinizi duymak isteriz, mesaj atmaktan çekinmeyin.

—-

Dipnotlar:
[1] http://beta.eksisozluk.com/entry/9057415 [↩]
[2] http://garajimdakiejder.blogspot.com/2010/07/bonobolarda-cinsellik.html [↩]
[3] Konu hakkında detaylara ulaşmak için iyi bir başlangıç noktası olabilir; http://beta.eksisozluk.com/entry/29114974 [↩]
[4] Doğal seçilimi tanımlarken survival of the fittest olarak tanımlıyoruz, survival of the strongest değil. Türkiye’deki evrim algısını düşününce önemli bir nokta bu. [↩]
[5] Ama kısa bir araştırma ile şunu bulabildim, evrimin ve antropolojik bulguların birbirini onayladığını tahmin etmek zor değil;             http://www.ntvmsnbc.com/id/25148069 [↩]
[6] Pek tabii ki, evlenme yargısı semavi dinlerden önce vardı, tarif etmeye çalıştığım şey din yapısının beklenen bir sosyal tip oluşturması. [↩]
[7] Bunları mem olarak kabul etmek de mümkün. Cinsel seçilim sınırlarına memetiğin dahil edildiğini daha önce görmedim, ama kavram olarak aynı yere çıkıyoruz gibi geliyor. Memler hakkında; http://tr.wikipedia.org/wiki/Mem [↩]


1 Yorum

  1. […] önce Kaan’ın Cinsel Kültürümüzün Doğal Seçilim Ekseninde Yorumlanması yazısının okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Feminizmle alakalı olmasa da, bugün […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: