halleluyeah

Başlangıç » din » Bilim Dogmatik Bir Sistem Midir?

Bilim Dogmatik Bir Sistem Midir?

http://www.mustafaakyol.org/bilim-din-ve-ateizm/bilimperestlerin-yanilgilari/

Sanırım verdiği fazla malzeme sebebiyle bir süre daha Mustafa Akyol eleştirileriyle devam edeceğiz. Aynı zamanda kendisini eleştirirken değinmek istediğim fakat aklıma gelmeyen konuları irdeleme şansı yakalamış oluyorum o açıdan önemli tabi bu durum.

Herkesin kabulleneceği üzere çok kısa geçeceğim ilk paragraf ve Prof. Dr. Celal Şengör’ün düşünceleri hakkında. Evet din bilime dayandırılamaz. Bu %100 bir gerçektir. Özellikle bilime dayandırma konusunda Hristiyanların genellikle din ve bilimi farklı sahalarda görüşü ya da tamamen birleştirmesi çok makul bir uygulama. Konu İslam ve toplumdaki algısı olduğunda ise bilim bir yardımcı rol oynamaktan öteye gidemiyor ve her çelişkide elden atılan pek tabii ki bilimsel gerçekler oluyor. Fakat bunların hiçbiri dindarlar bilim yapamaz manasına gelmez. Bir insanın inancının boyutu ile bilim adına yaptığı katkı arasında orantı olacağını iddia etmek gerçekten çok yetersiz bir açıklama.

Mustafa Akyol daha sonra astrofizikçi Paul Davies’in bilimin dogmatikliği üzerine sözlerini alıntılamış ve “din dogmatiktir bilim ilerlemeci” bakış açısı doğru bulmadığını söylemiş. Sebebi ise bilimden önceki doğada sistematik olayların gerçekleştiğinin kabulüymüş. Ve bilimperestlerin (gerçekten ne kadar yaratıcılıktan uzak bir tanım) doğa kanunlarına “inanıyor” olmasından dolayı “dinci” ile “bilimci” arasında aslında hiçbir fark yokmuş.

Bilim insanlarının gerçekten “eğer her şey bilmediğimiz bazı şeylere göre davransaydı ne olurdu” diyerek çalıştığını mı zannediyorsunuz. Ortada sistematik olarak gerçekleşen davranışları formülize eden bir topluluktan bahsediyoruz. Her şey bahsedildiği gibi sistematik davranmasaydı, ya da sistematik davranışlarını biz anlamasaydık(aslında aralarında çok fark yok, ikinci durum her zaman insanları birincinin gerçekleştiği yanılgısına götürür.) zaten durumu ortaya koyamazdık. Bilim, evrenin rasyonel ve anlaşılabilir bir düzene sahip olduğu ön kabulüyle çalışmıyor. Tam aksine bilimin çalışmaları bizi evrenin rasyonel ve anlaşılabilir bir düzene sahip olduğunu, bilimsel sınırlar içerisinde gerçekleşen olayların çeşitli temellere dayandığını gösterdi. Bu gerçeğin anlaşılması uzun sürseydi bilim yavaşlar mıydı? Evet belki böyle bir etkiden söz edebiliriz ama kesinlikle bilimin “iman bazlı temele” sahip olduğunu iddia edemeyiz.

Bilimin ve dinin temelinde inanç yattığı, aslında ikisinin de sadece kendi doğrularına sahip olduğunu düşünenler için Richard Dawkins’den yapacağım alıntı sanırım gerekli açıklamayı daha da güzel yapacaktır. Kısaca bahsetmek gerekirse kültürel görecelikten ve bilimsel kültür “imanına” sahip bir insanın doğrusu ile kabile inançları “imanına” sahip bir insanın aynı konu hakkındaki bir bilgisinin diğerinden daha doğru olamayacağını söyleyen antropolog için;

“Bana yerden 10.000 metre irtifada kültürel göreceliğe inanan birini gösterin, ben de size ikiyüzlü birini göstereyim. Bilimsel ilkelere göre yapılan uçaklar çalışır. Havada kalır ve seçtiğiniz güzergâha götürürler. Vahşi orman düzlüklerindeki kargo kültlerinin uyduruk uçakları ya da İkarus’un balmumundan kanatları gibi, kabilesel ya da mitolojik spesifikasyonlara göre yapılmış uçaklar ise götürmez. Uluslararası bir antropologlar ya da edebiyat eleştirmenleri kongresine uçuyorsanız, oraya ulaşmanız -sürülü bir tarlaya düşmemenizin- nedeni, bilimsel eğitim almış pek çok mühendisin toplama-çıkarmalarını doğru yapmalarıdır. Yerküre’nin etrafında döndüğüne dair sağlam kanıtlara dayanan, Batı’da tasarlanmış bilgisayarları ve roketleri kullanan Batılı bilim, insanları ayın yüzeyine ulaştırmayı başarmıştır. Ayın, ağaçların hemen üstündeki bir sukabağı olduğuna inanan kabile bilimi ise, aya ancak düşlerinde ulaşabilir.”

Son olarak bilimin sınırı ve bilim dışındaki bilgi kaynakları hakkında konuşalım. Kısaca söylemek gerekirse bilimin sınırı hakkında yorum yapabilecek ne gereken birikime ne de fikre sahip olduğumu düşünüyorum. Bir tahmin yapmamı isterseniz bilimin sınırsız olmasını tercih ederdim ve neden dediğinizde bilimin günümüze kadar gelişimini hep sürdürdüğünü söylerdim.

Bilim dışındaki bilgi kaynaklarının olmadığını söylemek bilime aykırı mı? Emin değilim, bence değil. Sonuçta geçmişe dayalı gözlem olarak ortaya konan bir önermedir bilim dışında bilgi kaynağının olmadığı. Çok da hatalı olduğunu söyleyemeyiz aslında. Aslında asıl sorun bu değil, asıl sorun Mustafa Akyol’un bu lafın bilimsel sınırlar dahilinde söylenmediğini farketmemesi.

“İnsanlara merhametli ve adaletli davranmak gerekir” önermesini bilimle anlamadığımız çok açık ortada. Aslında ahlak temelindeki davranışların doğru-yanlışlığını Nietzsche damarım basarak eleştirebilirdim ama ahlaki bakış açısını eleştirmenin pek sağlıklı olduğunu sanmıyorum. Bu önermeyi Mustafa Akyol’un söylediği bilgi kaynaklarının temeline bakarak değerlendirelim.

“İnsanlara merhametli ve adaletli davranmak gerekir” vicdan ögesi ile pek tabii elde edilebilecek bir önerme. Fakat vicdan ögesinin problemi gereken sistematikliği göstermemesidir. Bilim ortaya somut elle tutulur sebep koyarken vicdan ögesinin kişiden kişiye değişiklik göstermesi, somut sınırlar koymaması, yetiştirilme tarzı ve hayata bakış açısına göre değişiklik göstermesi vicdanı bilgi kaynağı olarak kullanmamızın imkanı olmadığını gösteriyor.

Gelenek, aslında aralarında en az saygı duyduğum kısım. Geçmişten gelen bir bilginin doğruluğunun sorgulanmamasına dayanan bir bilgi kaynağı benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Saçma olan bir sürü şeyi gelenek olduğu için insanlar yapıyorsa bu geleneğin doğru bir bilgi kaynağı olmadığını göstermeye yeterli diye düşünüyorum.

Vahiy örneğinin verilmesi ise çok ilginç. Ateist bir insana “vahiy de bir bilgi kaynağı” demek ve bunu kanıt sunmadan söylemek gayet garip. Eğer vahyin gerçekten bir bilgi kaynağı olduğunu düşünüyorsanız, tamamen tutarlı bir tanrı kelamı olduğu iddia edilen bilgi kaynağı göstermeli ve aynı zamanda bunun tanrı kelamı olduğunu kanıtlamalısınız.


2 yorum

  1. sameold dedi ki:

    Bunlar dogmatizmin son cirpinislari. Akyol gibiler neyin ne oldugunun farkindalar. Kendi inanclarinin asla degisemeyecek, gun gectikce cagin disinda kalmaya mahkum olan dogmalardan ibaret oldugunun farkindalar. Bu yuzen ipe sapa gelmez savlarla, sonucsuz kalacak gayretlerle, bilimi de kendi dogmalari duzeyine cekmeye calisiyorlar. Bu yolla dogmalarina biraz daha zaman kazandiracaklar. Aslinda bunlari hic muhatap almamak lazim, cunku bilimin de bir dogma oldugunu soyleyecek kadar sacmalayan birini muhatap almak, boyle uc ve ipe sapa gelmez bir iddiayi tartismaya acmak ve ciddiye almak anlamina gelir ki aslinda Akyol gibilerin yapmak istedigi tam da bu. Bu tuzaga dusmemek, bilim ve dinin asla ayni kulvarda yer alamayacak, farkli sikletlerde guresen guresciler oldugunu akildan cikarmamak en akillicasi.

    • agazade dedi ki:

      @sameold,

      her ne kadar tartışmamak konusunda size hak versem de, türkiye’de bunları tartışmayınca meydanın boş kaldığını görüyoruz. akyol gibiler ise türkiye’de modern, bilim adamı gözüyle görülen insanlar. tartışmamak daha kötü yapıyor malesef.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: